“Niçin Hekim Oluyorum ? ” kompozisyon yarışmasında üçüncü olan İstanbul Üniversitesi CerrahpaÅŸa Tıp Fakültesi 5.sınıf öğrencisi Mustafa Seyit’in kompozisyonu
“Niçin Hekim Oluyorum ? ” kompozisyon yarışmasında üçüncü olan İstanbul Üniversitesi CerrahpaÅŸa Tıp Fakültesi 5.sınıf öğrencisi Mustafa Seyit’in kompozisyonu
Niçin hekim oluyorum sorusu hekim olma sürecinde değil de, öncesinde orgulanmalı. İdeal yapılanmanın temellerinin atıldığı, edinilmiş referans düşüncelerde bütünlüğün sağlanmaya çalışıldığı, aklın kullanacağı olguların yerlerine oturtulduğu bir dönemde; bu yaşam tarzını tercih etme arefesinde sormalı bu suali kişi kendine.
Peki ya ben?
Farklı dalga boylarına ait ışığını bekleyen insanlara yansıyıp, kendi gerçeklerini görmelerine sebep olmak için hekim oluyorum.
Yasaklı köşelerde serbest gezen yıkımlar varken, her kareye bir taş koyup yol yapmak için. Kıvılcıma umut besleyip ateş olmak, yeni ekinler uğruna ölü toprak yakmak için. Tırmanırken kaymasın diye toprak altımdan, sarp dağa fidanlarımı ekmek için.
Vasıfsız gülüşlerin bir hortum sesinde rakseden işkencesi, lakayıd hislerin bir karga notasında yansıyan simetrisi olmamak için. Bulutların arasında yükseklerde kalma adına rüzgar hangi yönde eserse o yöne savrulan; aslında dünyanın çekim kanununun esiri olmuş, merkezindeki ateş küreye ince bir iple bağlı ve bir makaslık canı olan bir uçurtma olmamak için.
Tozlu gözlüklerde net görünen hayatın deli önlüğü giydirilmiş gerçeklerini saklı ceplerden günyüzüne çıkarmak için. Gölgesi olmayan bir mum olup yanarken güzel kokmak için. Sağlığına aracı olduğum bir hastanın sonraki yaşamında yaptığı güzelliklerden pay almak için. Beyni besleyen bir damarın tıkanmasıyla hayvani bir cismaniyete bürünecek bizlere karşı; hastalandığında kendini mecbur hissedenlere göstereceğimiz tevazuyla kazanacaklarım için.
Sevgiyi bir böceğin kanadındaki ince nakışlar gibi hastalarımın yüreğine işlemek için. İnsanların hayatlarındaki en önemli kavşak noktalarının derin bir uçurumla sonlanmaması için. Toz kondurulmayan egolara, bedeninin acziyeti karşısındaki iniltilerini sevgiyle göstermek için. Bir köprünün en hassas ayağı olup yaşamın karşı kıyıya taşınmasına aracı olmak için.
Bedenin bize verilmiş birer emanet olduğunu öğretip koruyucu yaklaşımları bu bakış açısına kanalize etmek için. Gücün, yönetimin bizde olduğu konumdayken, tercihlerimizle büyük kazanımlar sağlayacağımız normalleştirilmiş ahlak dışı davranışların küçük büyük ayırımı yapmadan özünde gücün tek sahibine saygısızlıktan ibaret olduğunu bilip, bunların karşısında durabilmek ve gücü adil yaklaşımlara ihale edebilmek için.
Niçin hekim oluyorum sorusunu nasıl bir hekim olmalıyım sualiyle beslemeliyiz.
Bir noktalar bütünüyse kainat, bu oluşumun en ideal özetidir insan. Taşımış olduğu sıfatları özündeki değere ulaştırma asıl gayesidir. Bu yolculukta aklının okuduğu her olguyla kendi bedeninden kainata açılır. Bedenini bırakır, çıkar ötelere; ruhu yıldız olur, görünür bedenine.
Kainat ve insanın bir simetrinin iki etkeni olması; insan bedenine göre kalp atım odağının öneminin, kainatın yapısında insan odağının eşdeğer anlam içermesi; ilgi alanı insan olan ve onun hayata dair işlevlerini sürdürmesinde maddi manevi olası aksaklıkları çözme noktasında bir sebep olmaya aday hekimliği bir meslekten çok; varlığına yüklenmiş bütün sıfatları gereği üzere yansıtabilen, sahip olduğu bütün istidatları olabilecek en üst düzeyde geliştirmesi gereken, yaşamın her karesine rengini koyabilen ideal bir duruş olarak görmemizi gerektirir.
Bu bağlamda hekim çıkmış olduğu bu yolculuğun hakkını verdiği takdirde kendi ile birlikte, çekim merkezinde durduğu dokunduğu bütün insanları içine alan geniş bir çemberi de beraberinde taşıyacaktır.
Hekim basit kıvamlı ortamlarda düz bir yanılgı olmamalı, ona takılıp düşmeli eksik içerikler, silkelemeli varlığıyla. Su gibi berrak olmalı; ışığa yön vermek için, karanlıkta üzerine; yakamoz düşürmek için. Dikenli mesafeleri birer yay gibi görmeli, bastıkça sıçrayıp boyut değiştirmeli.
İlmi; ‘‘ basit bir musluğum
aracıyım damlalara
damlalar benim deÄŸil
kaynağı sorun bana ’’
diyebilecek boyuta ulaşmalı ve kenarlarını sonsuzluğun sınırladığı bir pencereden bakabilmeli kendi hiçliğinde varlığın işleyişine.
Uçların hükmünde geçse de yılları, gelgit makamında seslense de duyguları, bir göl gibi sessiz beklemeli güz yaprağını, düşünce üzerine haykırmalı gelecek baharları