Son yıllarda durum epeyce değişti. Geçenlerde merak edip ardışık 50 hastamın bana hangi yoldan geldiklerini saptadım. Özel muayene hastalarımın %30’u daha önceki hastalarım tarafından bana yönlendirilmişlerdi. Bunlardan bir kısmı da (tüm hastaların %16’sı) önceden gelmekte olan hastalarımın akrabalarıydı. Özellikle bu gruptakilerin hepsi kendilerini yönlendiren kişilerin de bana geldiklerini biliyorlardı.
Demek ki artık insanlarımız psikiyatra gittiklerini etraflarına anlatıp psikiyatrlarını başkalarına tavsiye edebiliyorlar. Bu değişikliğin en önemli sebebinin biyolojik paradigmanın güçlenmesi ve daha az yan etkili ilaçların kullanımı olduğunu düşünüyorum. Eskiden bütün psikiyatrik hastalıklar çocukluğun kötü izlerine bağlı, kötü yetiştirilmenin sonucu ve benlik gücünün zayıflığı olarak algılanırdı. Artık pekçok psikiyatrik sorunun, temelde sinir sistemindeki salgıların düzeninde bir bozulmayla ilişkili olduğu fikri halk arasında da yayıldı. Bir kaza geçiren kişinin bacağındaki kırığı utanmadan tedavi ettirmesi gibi yaşadığı olumsuz olayların etkisiyle ruhsal bir “kırılma� yaşayan kişiler de psikiyatrlara geliyorlar. Bu ruhsal kırılmanın zayıf bir kişilikten değil, kalıtsal bir biyolojik yatkınlıktan kaynaklandığı anlaşılabiliyor.
Artık insanlar, psikiyatrlara gitmek işyerlerinden izin alırken izin gerekçelerini daha az saklıyorlar. Bazı danışanlarımdan “sizin şu sözünüzü arkadaşlarıma da aktardım� gibi paylaşımlar alıyorum.
Hatta üst sosyoekonomik katmanlardaki bazı kişiler için psikiyatra gitmek bir ayrıcalık ve “hava atma� vesilesi bile olmaya başladı. Çözemediği bir konuda tarafsız bir profesyonelden fikir almak, çevresine anlattıklarını başka yerlerden duymaktan çekinen kişiler için makul bir yol olarak görülüyor.
Tabii ki psikiyatri ve psikiyatrlarla gitmekle ilgili olumsuz ön yargılar tamamen kalkmış değil. Zaten gelişmiş batılı ülkelerde de bizdekine benzeyen yanlış düşünceler nadir değildir. “Amerika’da herkesin bir psikiyatristi olduğu� şeklinde bir söylem çok yaygındır. Oysa bu doğru değildir. Bizde psikiyatrlarla dalga geçmek için “deli doktoru� denmesi gibi Amerika’da da halk arasında “shrink� (beyin büzücü) tabiri kullanılır. Amerikan halkı arasında psikiyatrik problemlerle ilgili bilinci arttırmak için çeşitli kampanyalar yapıldı. Örneğin 1992 yılında yapılan kampanyanın sloganı “depresyon hastalıktır, zayıflık değildir� şeklindeydi.
Kültürümüzün psikiyatriye karşı soğukluğunun nedenlerinden biri “ruh hastalığı� tabirinin neden olduğu kafa karışıklığıdır. Ruh terimi aynı zamanda dini bir kavramdır. Kur’an-ı Kerim’de ruh şöyle açıklanmaktadır: “Sana ruhtan sorarlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir. Size ilminden pek az bir şey verilmiştir� (İsra Suresi, 85. ayet). Buradan yola çıkarak psikiyatristlere “Kur’anda böyle deniyor, siz ruhu nasıl bilebilirsiniz ki?�, “ruh ilaçla nasıl tedavi edilebilir ki?� ya da “ruhun varlığını kabul etmeyen kişiler ruhu nasıl tedavi edebilir� şeklinde itirazlar yöneltilmektedir. Bu tarz sorular geçersizdir çünkü psikiyatrinin tedavi ettiği, dini anlamdaki “ruh� değildir. “Ruh hastalığı� tabirinin içindeki ruhla dinde bahsedilen “ruh� farklı şeylerdir. Aradaki ilişki sadece isim benzerliğidir. Dini anlamdaki “ruh� psikiyatrinin çalışma alanına girmez. Bu nedenle psikiyatrinin dini anlamdaki “ruh�u kabul ya da reddetmesi şeklinde bir tartışma da geçersizdir. İngilizcede “psikiyatrik hastalık� yerine son yıllarda “mental disorder� (zihin ya da akıl bozukluğu) terimi tercih edilmektedir. Zihin, beynin bir işlevidir. Ruh Arapça bir kelime olmasına rağmen Arapça’da “ilm-ü ruh� değil “ilm-ü nefs� deyimi kullanılmaktadır. Nefis ise yine vücut fonksiyonlarından ortaya çıkan dürtülerle ilişkilidir. Sonuç olarak psikiyatri vücutta, daha özel olarak beyindeki kimyasal düzensizliklerin yol açtığı “davranış, duygulanım ve düşünce bozuklukları� ile ilgilenmektedir. Modern tıp literatürü, psikiyatri biliminin bu tür hastalıkları tedavi etmedeki başarısını gösteren kanıtlarla doludur.
Bütün dünyada psikiyatri iyi anlaşıldıkça, daha geniş halk kitleleri ondan yararlanacaktır