Semah törenlerinde, Mevlana Celaleddin Rumi Hazretleri’nin Allah’a ve kullarına olmak üzere iki farklı yönelişi sembolize edilmektedir. Mevlevi dervişinin havaya kaldırdığı eli Allah’a teveccühü, O’nun engin rahmetine sığınmayı, Kudret-i Sonsuz’a teslim olup, O’ndan başka rab tanımamayı ifade ederken; diğer eli O’nun yarattığı bütün mahlûkata ve en yücesi olan insana değer vermeyi, ayrım gözetmeksizin, Allah’ın kulları olması cihetiyle herkese el uzatmayı simgeler. Çok fark edilmese de, doktorluk mesleği de Hazreti Mevlana’nın yolunda bir hizmettir. Doktor, bir taraftan insan bedeninde, mikroorganizmalarda ve çeşitli kimyasal bileşiklerde Allah’ın muhteşem sanatlarını müşahede edip, O’na yakınlık kazanırken; bir diğer taraftan sahip olduğu bu ilmi, bütün insanlara yardım etme ve onların hastalıklarına şifa arama adına kullanır.Doktor önce temel bilimlerle insanı keşfeder. Onun anatomisindeki dâhiyane mühendisliği anlar ve gördüğü en pahalı makinelerin bile sahip olmadığı bir mekanikle karşı karşıya kalır. Her aksam birbiriyle muhteşem bir uyum içinde, en az enerji kaybıyla çalışmaktadır. En ağır yükleri taşımaktan, en ince nakışları işlemeye kadar binlerce fonksiyon tek bir bedende toplanmıştır. Biyokimyanın uçsuz bucaksız deryalarına dalan beyaz önlüklü kâşif, bu kez bir taraftan bilgi bombardımanı altında ezilmekte, diğer taraftan “Allah’tan hakkıyla korkanlar âlimlerdir� İltifat-ı Kur’anisine mazhar olmaktadır. Her bir enzimin sorumlu olduğu proteinle gerçekleştirdiği anahtar-kilit uyumu; birbirlerine bağlı, ardı arkası kesilmeyen ve en küçük bir atomu bile zayi etmeyen reaksiyon silsileleri; “benim yüceler yücesi bir yaratıcım var� diye haykırır. Bir de mikroorganizmalar dünyası vardır. İnsanın vücut hücrelerinden çok daha fazla sayıda olan bu minik canlılar, çoğunluğu itibariyle insanla hep bir yardımlaşma içerisindedirler. Her bir çeşidi bedenin farklı yerlerinde, hem üzerlerine düşen vazifeyi gerçekleştirir, hem de kendi rızklarını temin ederler. Bu kurulu dengenin bozulması, ya da yabancı bir mikrobun bedene girmesinin ardından, vücutta bir alarm durumunun hâsıl olması ise apayrı bir gösteridir. Bu gösteri bazen küçük, bazen de zorlu bir imtihandır. Ya da bütün imtihanlara son veren kapanış seremonisinin adıdır.Doktorluk mesleğinin insanlara bakan yönünde ise eşanlamda kullandığımız “hekim� sözcüğü gerçek derinliğine ulaşır. Hikmetle hareket eden doktor, sahip olduğu bilgiyi insanlara yardım etmekte kullanır, hem de bütün insanlara. Dini, dili, rengi, düşüncesi veya yaşantısı ne olursa olsun, doktor için tek bir mesele vardır: hastasına yardım edebilmek. “Sizin en hayırlınız, insanlara en çok faydalı olanınızdır� şeklindeki peygamber takdirinin en çok yakıştığı mesleklerden biridir doktorluk. Bu, bazen bir ağrıyı dindirmeyle, bazen de amansız bir hastalığı tedavi etmekle olur. Doktor, kimi zaman yoğun mesaisinin içerisinde onlarca hastayla ilgilenmenin çabasındadır, kimi zaman da, en olmadık vakitte bir hayat kurtarmanın. Allah’ın Şafi isminin hangi sebeplerle tecelli edeceğini öğrenip, sabır ve dikkatle hastasına uygulayan bu derman süvarisi, sebepler üstü bir kudretin varlığını asla aklından çıkarmaz ve daima neticeyi O’ndan bekler. Hele bir de doktorun melekvari bir vazifesi vardır ki, pek bir kimse tarafından bilinmez. Mukadder neticeye yaklaşılırken, dostlardan ayrılmaya yakın, ama gerçek dosta kavuşmaya müheyya insanın, zor gün yoldaşıdır doktor. Birçok kişiye, ölüme yaklaştığı günlerinde, maddi ve manevi destek olan; bu sıkıntılı süreçte, ona yol arkadaşlığı yapan yine doktorlardır.
Sonuç olarak doktorluk, Allah’ın bazı kullarına nasib ettiği, iki kutuplu bir nimettir. Doktor, yoğun çalışma temposuyla, servisten, polikliniğe; acilden laboratuara bir Mevlevi gibi dönüp dururken, yorulur ve bazen bu nimeti unutuverir. Ama o, her zaman bir eli Rabbine müteveccih, diğer eli kulların yardımına uzanmış, koşturup duran bir derman süvarisidir. Allah bu ağır vazifenin hakkını eda etmeyi bizlere nasip etsin